BİR FOTOĞRAFÇININ İZİNDEN: ANSEL ADAMS
16669
post-template-default,single,single-post,postid-16669,single-format-standard,bridge-core-2.1.3,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.0,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-5,elementor-page elementor-page-16669

BİR FOTOĞRAFÇININ İZİNDEN: ANSEL ADAMS

‘’Sözcükler belirsizleştiğinde, fotoğraflar üzerinde yoğunlaşacağım. İmgeler yetersizleştiğinde, sessizlikle dolu olacağım.’’

 

Yosemite Ulusal Parkı Amerika’nın batı yakasındaki Kaliforniya eyaletinde, Kızılderililerin ‘ağzı açık bırakacak güzellikte yer‘ anlamına gelen ’Ahwahnee’ adını verdikleri doğal yaşam alanı. Beyaz adam bölgeye 1848 yılında altın aramak için gelmiş, 1855 yılında da ilk turist topluluğu adımını atmış. Parkın babası olarak bilinen ünlü doğa bilimci John Muir ise ilk olarak 1868 yılında gelmiş ve tüm yaşamını orada geçirmiş. John Muir’in Yosemite Ulusal Parkı hakkındaki yazılarını ve parkı koruma yönündeki mücadelesini okuduktan sonra Yosemite’ye olan ilgim artmıştı; ancak Ansel Adams’ın fotoğraflarını gördükten sonra kesin karar verildi, yola düşüldü. Amaç, John Muir ve Ansel Adams’in ayak izlerini takip etmek, ustaların yürüdüğü yollardan geçerek belki bize de nasip olur düşüncesiyle enfes doğayı doyasıya yaşamaktı. 

Bu yazı, fotoğrafın sanat olarak kabul edilmesi için çabalayan erken dönem fotoğrafçılarının çareyi ‘resim gibi görünen fotoğraflar’ çekmekte bulmasına rağmen, bu anlayışa gerçekçilik ve doğrudan fotoğraf yoluyla son veren kişilerden biri olan ve daha pek çok çalışmaya imza atan Ansel Adams üzerine. 

Fotoğrafçılar tarihin her döneminde kendi zamanlarının tanığı ve kaydedicisi olagelmişlerdir. Fotoğrafın hangi alanında çalışırlarsa çalışsınlar bize ya tarihi doğrudan, belgesel ve kanıtlarla yada o zamanın insanının psikolojik ve sosyolojik durumuyla alakalı görsel bilgiler sunarlar. Ansel Adams belki bu iki alanı bize beraber sunan ender fotoğrafçılardan biridir. Doğayı olduğu gibi göstermek yerine siyah-beyaz fotoğraflayarak, kadrajında insan yada canlı öğesi barındırmadan o muhteşem doğanın sihrini hissetmemizi sağlayarak insanoğlunun doğayla uyum ve denge içinde yaşamasının olasılığına ve hatta zorunluluğuna işaret etmiştir.

Burcu Aydın, Yosemite Ulusal Parkı, ABD, 2013.

Ansel Adams (20 Şubat 1902 –22 Nisan 1984, California), Amerika Birleşik Devletleri tarihinde belki de en çok tanınan ve sevilen, 20. yüzyılın en önemli manzara fotoğrafçısıdır. Adams, en önemli fotoğraf çalışmalarını özellikle ulusal parklarda ve Amerika’nın batısındaki koruma altına alınan alanlarda, el değmemiş vahşi doğada gerçekleştirdi. Amerika’da  doğayı koruma hareketinin en güçlü ve açık sözlü liderlerinden biriydi.

Akademik hayatı pek parlak başlamayan Adams, 12 yaşında okula veda etti. Yalnız, utangaç, ancak şüphe götürmez şekilde farklı bir çocuktu. İçinde gizlediği deha ilk müzikle ortaya çıktı. Kendi kendine piyano çalmayı öğrendi ve müzik eğitiminde yüksek başarılar elde etti. Yetenekli bir piyanist olarak kabul edilen, ciddi ve hırslı bir müzisyen oldu. Doğada uzun yürüyüşler yapıyordu. 1916 yılında ilk fotoğraf makinesini (Kodak No.1 Box Brownie) aldıktan sonra ise yetenekli bir fotoğrafçı olduğunu da kanıtladı. Fotoğraf ve piyano gençlik yıllarının vazgeçilmezi olmuşsa da 1930 yılından sonra tamamen fotoğraf üzerine çalışmaya karar verdi. Müzik eğitiminin gerektirdiği disiplinli eğitim ve titiz çalışmalar, onun görsel sanatını ve fotoğraf konusundaki etkili çalışmalarını, yazılarını ve öğretilerini şekillendirdi.

Ansel Adams

 

Adams’ın doğa sevgisi San Francisco’da başladı. Ancak yaşamı, kendi sözleriyle, Kaliforniya’nın en büyük ulusal parkı Yosemite Sierra’nın “muhteşem doğasıyla renklendi ve anlam kazandı’’. 1916’dan ölümüne kadar her yıl orada önemli bir zaman geçirdi. Yürüdü, tırmandı ve araştırdı; kendine saygı ve özgüven kazandı. 1919’da Sierra Club’a katıldı ve yaşamının bir dönemini Yosemite Vadisi’nde kulübün LeConte Memorial Lodge’un “bekçisi” olarak geçirdi. Yosemite’deki doğal yaşamı koruma hareketinin kurucuları olan kulüp liderlerinin çoğuyla arkadaş oldu. Karısı Virginia Best ile Yosemite’de tanıştı ve 1928’de evlendiler. Çiftin iki çocuğu oldu. Yıl 1934’e geldiğinde Ansel Adams Sierra Club yönetim kuruluna seçilmiş, kulubün yayınlarında fotoğraf ve yazıları yayınlanmaya başlamış, ilk kişisel fotoğraf sergisini açmış; böylece, Yosemite’nin hem sanatçısı hem de savunucusu olmuştu.

 

Ansel Adams, The Grand Tetons and the Snake River

 

1927 yılında, yirminci yüzyılda fotoğrafçılığın bir sanat formu olarak kabul edilmesine önemli katkılarda bulunan Paul Strand ve Edward Weston ile tanıştı. Arkadaş ve meslektaş olarak birbirlerinden etkilendiler.  Adams, özellikle Strand’ın etkisinde kalarak fotoğrafa başladığı ilk yıllardan itibaren benimsediği resimsel fotoğrafçılığı bir yana bırakıp ’doğrudan fotoğraf’a kaydı. 1932 yılında da Edward Weston ile Batı Yakasında filizlenen ‘doğrudan fotoğrafçılık’ vizyonunun ulusal gündeme taşınmasına vesile olan meşhur f/64 Grubunu kurucularından biri oldu.

Adams’ın karanlık odada teknik ustalığı efsaneydi. Weston ve Strand teknik tavsiye için sık sık ona danışırdı. Polaroid, Hasselblad’ın ve gayri resmi olarak diğer birçok fotoğrafla ilgili kuruluşun baş fotoğraf danışmanı olarak görev yaptı. Adams, fotoğrafçıların bir görüntüyü yaratıcı bir şekilde görselleştirmesine ve bu görselleştirmeyle eşleşen ve ifade edilebilen fotoğraflar üretmesine olanak tanıyan, pozlama ve geliştirmeyi kontrol eden ve ilişkilendiren, siyahtan beyaza tüm fotoğrafik gri skalanın kullanımını tercih eden, ünlü ve oldukça karmaşık “zone sistemini” geliştirdi.

‘’Piyanonun seksen sekiz tuşu vardır ve hepsini çalabilmeniz gerekir. Ve beyazdan siyaha (zone) aralığı seksen sekiz tuşa benzer ve bu paletteki seksen sekiz tuşun hepsini beyazdan siyaha doğru kullanabilmeniz gerekir.’’

Burcu Aydın, Yosemite Ulusal Parkı, Mariposa Grove,2013

Adams’ın enerjisi ve çalışma kapasitesi tek kelimeyle muazzamdı. Etkileyici manzara fotoğrafları yarattı. Yoğun bir şekilde, günler ve haftalar boyunca günde on sekiz saat veya daha fazla çalışırdı. Ansel Adams’ın hayatında tatiller, hafta sonları yoktu.

Adams, vahşi doğa ve çevre için aralıksız çalışan bir aktivistti. Yıllar boyunca sayısız toplantıya katıldı ve gazete editörlerine, yaban hayatı koruma derneklerine, devlet bürokratlarına ve politikacılara yaşamı ve doğayı koruma felsefesini desteklemeleri için binlerce mektup yazdı. Ancak, asıl etkisi fotoğrafçılığından geldi. Onun görüntüleri, vahşi Amerika’nın sembolleri ve gerçek ikonlarına dönüştü. İnsanlar Yosemite ve Sierra’nın milli parklarını veya çevrenin doğasını düşündüklerinde, Ansel Adams’ın sanat eserlerini hatırladılar. Siyah-beyaz görüntüleri doğanın “gerçekçi” belgeleri değildi. Bunun yerine, doğal güzelliğin psikolojik deneyiminin yoğunlaştırılmasını ve saflaştırılmasını temsil etti. İzleyiciyi, çoğu zaman gerçek görüntüsünden daha güçlü olan vahşi doğanın duygusal eşdeğeriyle bütünleştiren, doğanın yüce ihtişamına dair bir his yarattı. Belki de tam da bu sebepten çağdaşı olan fotoğrafçılar ve sanat eleştirmenleri tarafından ekonomik ve politik meseleler gibi daha güncel işler üretmediği gerekçesiyle zaman zaman eleştirildi. O sırada Dorothea Lange ve Arthur Rothstein tarım arazilerini yerle bir eden toz fırtınasını ve göçmenlerin durumunu fotoğraflıyorlardı; Margaret Bourke-White Sovyet Rusya’yı ve büyük mühendislik projelerini görüntülüyor; Walker Evans ise Amerika’nın yerleşik kültürünün esrarengiz yüzünü kaydediyordu. Bazı eleştirmenlere bu projeler, Adams’ın Yosemite Sierra’daki uzak dağ zirvelerinin ve ayaklarının dibindeki göllerin kusursuz fotoğraflarından çok daha güncel görünüyordu. Eleştirmenler sık ​​sık Adams’ı artık var olmayan idealize edilmiş bir vahşi doğanın fotoğrafçısı olarak nitelendirse de; aksine, Adams’ın fotoğrafladığı yerler tam olarak tüm zamanlar boyunca korunmuş olan vahşi ve doğal park alanlarıdır. Bugün Amerika’da, Adams ve meslektaşlarının çabaları sayesinde kurtarılan ve gerçekten korunan çok sayıda vahşi doğal alan vardır.

 

 

Adams’ın en ünlü fotoğrafı kuşkusuz ‘’Half Dome’’ adı verilen kaya oluşumunun görüntüsüdür. Zorlu bir tırmanışın ardından elindeki Korona View kamerası ile görkemli kayayı görüntülemeye çalışmış, ancak istediği sonucu elde edememişti. ’Kaya oluşumunu karanlık bir gökyüzüne karşı derin gölgeleri ve uzakta keskin beyaz bir tepesi olan bir form’ olarak çekmeyi tasavvur etmişti. Sarı bir filtrenin görüntünün oluşturduğu dramayı yakalayamayacağının farkına vararak, elinde kalan son cam levha negatif ile farklı bir teknik denemeye karar verdi. Uzun pozlamalı kırmızı bir filtre kullanacaktı. Sonunda, kendi ifadesiyle ”konunun gerçekte nasıl göründüğünü değil, bana nasıl hissettirdiğini” yakalamasına izin veren “ilk bilinçli görselleştirmeye” ulaştığını söyledi.

Ansel Adams hakkında araştırmalar yapan John Swarkowski bir röportajında fotoğrafçıyı bir fenomen olarak anlatır. Adams’ın enstrüman olarak seçtiği kamerayı yirminci yüzyılın mükemmel bir eseri ve Adams’ın ürettiği eserleri bu enstrümandan çıkan kutsanmış kareler olarak tanımlar.

 ‘’Dünyanın anlaşılmaz derecede güzel olduğuna, sonsuz bir sihir ve mucize ihtimaline inanıyorum.’’

 

Ansel Adams, Yosemite Ulusal Parkı, Vernal Fall

Yazının devamı: Bir Fotoğrafın Anatomisi: Half Dome, Ansel Adams ve Zone Sistem

 

 

 

 

Kaynakça: www.anseladams.com

www.burccemay.blogspot.com

Kitap: Ansel Adams, The Camera

Prof. Jason Weems, Unseen Ansel Adams

 

 

No Comments

Post A Comment