Bir Eylem Olarak Fotoğraf: Zamandan Çalmak
17521
post-template-default,single,single-post,postid-17521,single-format-standard,bridge-core-2.1.3,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.0,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-5,elementor-page elementor-page-17521

Bir Eylem Olarak Fotoğraf: Zamandan Çalmak

Berger*, fotoğrafı yaşanmakta olan bir hayattan alınmış bir andaç olarak tanımlar. Ona göre fotoğrafçı bizim bir ana bakmamız için çağrıda bulunur. Fotoğrafçının bu eylemi fotoğrafa ilişkin oluşmuş genel bir kanıya dayanır: fotoğrafçı çekmek istediği her ne ise çekilmeye değer görülmüştür. Fotoğraf eylemine temel oluşturan bu bakış ilginç bir paradoksu içinde barındırır. Şöyle ki fotoğrafçı fotoğraf eylemi ile belli görüntüler elde ederken zamanın bir kesitinden alıntılama yapar. Eğer fotoğraf bir alıntılama ise bu eylemi gerçekleştiren kişinin eylemi hem soyut hem de somut anlamda bir görüntüyü kendine mal etmesi anlamına gelir. Elbette ki fotoğrafçı bunu kendisi için değil yukarıda da değindiğimiz gibi başkalarına göstermek için yaptığını ileri sürebilir. Ancak sonuç değişmez, bir an fotoğraf eylemiyle kendine mal edilmiştir. Aslında bu bir hırsızlıktır. Özellikle özel mülkiyetin kutsandığı toplumlarda mülkiyetin belli kurallar içinde elde edilmesi istenir. Bunun için kural dışı bir şeyi kendine mal etmeye çeşitli yaptırımlar uygulanır. Mülkiyetin elde edilmesini belirleyen kurallar için hal böyle iken herhangi bir “değeri” olmayan şeyi kendine mal etme böyle değerlendirilmez.  Örneğin izinsiz çekilen bir fotoğraf kimin umurunda olur ki? Üstelik bir insanın hayatından bir kesiti ve zamanı alıp bir kareye hapseden bir eylem. Dolayısıyla fotoğrafı çeken kişi bir anı veya şeyi o kareye hapsetmekte bir sakınca görmez. Çünkü o çekilmeye değer bulduğu şeyi ölümsüzleştirmek gibi ulvi bir görev üstlenmiştir.  Ve bu ulvi görev için elinde bir zaman kaydedicisi vardır.

Fotoğraf :Serdar Malkoç /2018/Çiftpozlama

Flusser** fotoğrafçının bu süreçteki durumunu avcıya benzetir. “O vahşi doğada avını arayan avcı gibidir” der. Ancak bu sefer durum ve eylem biraz farklıdır. O artık kültür evreninde avlanmak ve avını yakalamak zorundadır. İster sıradan ister profesyonel fotoğrafçı olsun, kültür evreninde üreteceği fotoğrafta bir “doğallık” yakalamaya çalışır. Özellikle sokak ve doğa fotoğrafçıları için durum böyledir. Çünkü en doğal haliyle bir anı yakalamak, fotoğrafın dramatik etkisini arttıracağı gibi bir anlayışa sahiptir. Dolayısıyla bu tarz fotoğrafları “habersiz” çekmek için didinir durur. Diğer faniler ancak bu anın bir nesnesi olabilirler. Medyumu elinde bulunduran böylece tanrısal bir güç elde eder. O belki de tüm insanlık tarihi boyunca üzerine kafa yorulmuş bir meseleye geçici de olsa bir çözüm üretmiştir; zamanı kontrolü altına almıştır.  Çünkü fotoğrafı çeken belki de elinde bir medyum olduğundan kendisini başka bir yerde görür halbuki fotoğraf eyleminde böyle bir hiyerarşiden bahsetmek, hatta bunun üzerine konuşmak çoğu zaman gereksiz görülür. İşte tam bu noktada söz konusu paradoks kendini gösterir. Fotoğraf eylemi ile, başka birinin taşınamaz olan mülkiyetini yani zamanını çalmakta kendini özgür hisseder. Onu bir andan, zamandan alır ve başka bir zamana ve günümüzde ise başka mecralara, sanal gerçekliklere taşır. O bir dolaşım nesnesi haline geldiğinde- sosyal medyada veya baskı yoluyla somut bir görüntü haline geldiğinde- bir başka değere dönüşür. Diğer biçimiyle ise daha sınırlı bir izleyici karşısında dolaşımdadır. Belki de bir duvarda asılı kalacak ya da bir çekmecede, dolapta uzun yıllar bir başkasının eline geçmeyi bekleyecektir (Her iki haliyle de meta olma olasılığını göz önünde tutmak gerekir. Ancak bu başka bir yazının konusu.)

Fotoğraf: Yasin Erol/2018

Fotoğraf eylemi ile hiçbir somut karşılığı olmayan bir şeyin, bir anın, bir anda sayısız görüntü evreninin somut bir nesnesine dönüştüğü gerçeği ile karşı karşıyayızdır. Üstelik bunu çoğunlukla hayatlarına dokunmadığımız insanların, hayvanların ve şeylerin üzerinden yaparız, hem de insanların bu dünyada en değerli olduğunu iddia ettikleri şeyden, zamandan çalarız. Ve zamanı tıpkı kendi hayatlarımızda olduğu gibi hoyratça kullanır, harcarız.

 

Not: Bu konuya daha sonraki yazılarda devam edilecektir.

 

Kaynaklar

*Berger, J. (1998). O ana adanmış. Metis Yayınları, İstanbul.

**Flusser, V. (2020). Bir fotoğraf felsefesine doğru, çev. Ali Yılmaz., Empas Yayınları, İstanbul.

 

İletişim: [email protected]

No Comments

Post A Comment