Haruki Murakami ve Ağır Siklet Boks Şampiyonları
16942
post-template-default,single,single-post,postid-16942,single-format-standard,bridge-core-2.1.3,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.0,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-5,elementor-page elementor-page-16942

Haruki Murakami ve Ağır Siklet Boks Şampiyonları

-İki elinde de poşet olan insanın çaresizliğini baz alalım o zaman.

dedim. Suratıma boş boş baktı ve


-Nerden çıktı şimdi bu Murat ?

dedi.

-Kendimizi bir saniyeliğine o insanın yerine koyalım. İşten yorgun argın gelmiş. Yol üstünde markete uğramış. Kendine mükellef bir akşam yemeği hazırlamak için alışveriş yapmak niyetindeymiş. Markete girmiş. Bir şişe kırmızı şarap, bir paket makarna, parmesan, maydanoz, tereyağı, krema, süt, kahve ve aylık olarak çıkan mecmualardan düzenli takip ettiklerini market arabasına doldurmuş. Kasadaki uzun kuyruk tam da canını sıkmak üzereyken kuyruktaki diğer insanların homurdanmaları vasıtası ile açtırdıkları yeni kasanın kuyruğuna ilk hamleyi o yapmış ve beklemeden ödemesini yapabilmiş. İndirim kartında bir hayli puanı biriktiğini söyleyen kasiyer kıza gülümseyerek ödeyeceği meblağdan ilgili puanları düşebileceğini söylemiş ve kızın parmaklarındaki ojelerin rengini çok beğendiğini fark etmiş.

Marketten çıkmakta olduğu esnada atıştırmaya başlayan yağmuru pek önemsememiş. Ancak bir dakika içerisinde şiddetini bir hayli arttıran yağmur sokakların ıslanmasına sebep olmuş. Kocaman yağmur damlalarının elindeki poşetlere çarpınca çıkardıkları ses ve ayakkabısının içerisine su dolup dolmayacağının endişesi yüzünden adımlarını sabırsızca hızlandırmış. Tam da bu esnada BAM! Evin anahtarını pardösüsünün cebine koymadığını anımsamış. Anahtar sırtındaki çantasının diz üstü bilgisayarını koyduğu kısmının derinliklerindeki o malum cepte durmaktaymış. Çanta sırtındaymış ama iki elinde poşet varmış. Yağmur giderek daha da hızlanırken caddeler de artık bölge bölge su birikintileri oluşturacak kadar sırılsıklam bir hal almış.

Elindeki poşetlerin kenarları parmaklarını keserek acıtmaktaymış. Fakat poşetleri yere bıraksa ıslak zemin yüzünden altlarına çamur bulaşacak olması, poşetin içindekilerin zemine koyunca formlarını bozarak poşetin içinde rastgele alt alta – üst üste bir konuma gelecek olmaları ve o poşetleri teker teker avucuna geçirip tekrar yerden kaldıracak olma fikri sinirlerini haddinden fazla şişirilmiş ve parke zemine sertçe vurulmuş bir basketbol topu misali sıçratmaktaymış.

İşte bu insanın çaresizliğini tahayyül edebiliyor musun Melis?

Melis gayet sakin bir şekilde komodinin üzerindeki sigara paketine uzandı. Yastığın yanına düşmüş çakmağı parmaklarının arasına aldı. Ağzına koyduğu sigarayı yaktı ve ilk dumandan ne kadar keyif aldığını açığa vuran bir ifade ile gözlerini kısarak ;

-Sen de bu paket sigaradan ister misin yoksa sana bir tane sarma sigara da hazırlayabilirim?

dedi.

Tül perdenin arasından odaya vuran sokak lambalarının ışıkları nevresimi üzerine çekmeye zahmet etmediği çıplak göğüslerine vurmaktaydı. Normalde de güzel denilebilecek göğüsleri daha da güzel görünmekteydi. Le Grand Illusion! Bu görüntüyü mahvetmek istemediğim için elindeki paketten hazır bir sigara çekip yaktım.

-Eee, sorumu yanıtlamayacak mısın?

diye bir salvoda daha bulundum.

-Tahayyül etme meselesine gelecek olursak; sana seviştikten sonra eskisi kadar sohbet etmediğimizi söylüyorum ve senin bu lafımın üzerine ilk sevişmemizden sonra açtığın sohbet konusu bu mu gerçekten? İki elinde de poşet olan ve yağmurun altında apartman kapısının önünde çantasındaki anahtara ulaşmaya çalışan bir adamın içinde bulunduğu durumun çaresizliği.


+Bence güzel bir konu

diyerek benim tarafımdaki küllüğü ikimizin ortasına yatağın üzerine koydum. Yüzüne yayılan gülümsemeyi bastırmaya çalışarak ama bunu pek da başaramayarak ;

-Bu aralar çok fazla Murakami kitabı okudun bence arka arkaya. Başka bir açıklama getiremiyorum bu sohbet konusuna.

diye yanıtının finalini yaptı.

Yataktan kalkıp mutfağa doğru çırılçıplak seğirtmekte iken sol elimi havaya kaldırıp;

-Kahve içer misin peki?

sorusunu kavisli bir masa tenisi servisiymişçesine kucağına attığımı hayal ettim.

-Bana sallama çay yapsana

diye yanıtladı.

Mutfağa gidip çayı ve kahveyi hazırlayıp yatak odasına geri döndüm. Bir elimde çay, diğerinde kahve yatağa yaklaşmakta iken;

-Bak mesela ben şu an az evvel bahsettiğim o iki elinde iki poşet olan insanın içinde bulunduğu çaresizliği kesinlikle tahayyül edebiliyorum

dedikten sonra bilerek yapmacık bir şekilde aşırı endişeli bir hale getirdiğim mimiklerime haiz yüzümle savımı destekledim.

-Sence kendimi yakmadan yatağa oturabilecek miyim? Zira iki komodinin de üzeri dolu, bardak koyacak bir boşluk mevcut değil Melis!

Yatağın üzerindeki küllüğü kaldırıp zemine bıraktıktan sonra sağ dirseğinin üzerinde durarak;

-Bizim gerçekten ikinci raundu sevişmemiz gerekiyor Cassius Clay!

dedi.

Bu yanıt keyfimi iyice yerine getirdiğinden;

-Muhammed Ali’nin Müslüman olmadan evvelki adı ile bana seslenerek ne yapmaya çalıştığını fark etmedim sanma. Demek sert istiyorsun ha! Kulak memene elveda de, çünkü benim favori boksörüm Mike Tyson’dır bebeğim!

dedim ve sokak lambalarına minnettarlığımı sunarken ringe doğru koşar adımlarla ilerledim.

(Biterken; “The Beatles-Blackbird” çalıyordu)

Mithat Erdoğan

Fotoğraf; Mithat Erdoğan
Yashica T5, Fujicolor 200
(Mart 2017 / Kars Sokakları )

İletişim: [email protected]

No Comments

Post A Comment