Yevmiye
16531
post-template,post-template-elementor_theme,single,single-post,postid-16531,single-format-standard,bridge-core-2.1.3,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.0,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-5

Yevmiye

“Hep Gazanfer ağanın işleri bunlar!” diye söylendi kendi kendine. Dün akşam Zeyrek’ten Fatih’e bekar odasına doğru seğirtirken yolda karşılaşmışlar, “Cemil, salı sabahı yanıma uğra bir boya işi var, seni de yollayayım.” demişti. Eminönü’nde yediği balık ekmek – helva sonrası çay isteği giderek arttığı için şaklattığı damağını bir kez de keyifle şaklatmış ve “İyi lan, yarının da yevmiyesi çıktı!” diye sevinmişti.
 
“İşin ne olduğunu sormak adetten değildir. Yevmiyeni çıkaracaksan gider çalışırsın ama bunun da bir adabı vardır. Kilise kapısı boyamak da nerden çıktı gardaş?” diye tepki vermiş ve teklifi reddetmişti Maraşlı Musa. Cık cık’layarak uzaklaşırken kendi kendine “Müslümanız Elhamdurillah” diye söylendiğini duyabiliyorlardı. Cemil ikirciklenmişti, işin parası iyiydi ama ucunda dile düşmek, bekar evinde diğer arkadaşları tarafından ayıplanmak ya da memleketindeki anasına kadar uzanacak bir reklam olma ihtimali mevcuttu.
 
“Bilemiyom ki Gazanfer ağa, bir bilene mi danışsak helal mi şimdi bu yevmiye, gavurun kilisesini boyayacaz neticede!?” dedi.
 
“Lan oğlum, sen emeğinin garşılığını alacan, sanane boyadığın kapı kiliseninmiş, apartımanınmış, dükkanınmış’ından? Hem o gevşek Musa’ya ne bakıyon sen, on beş günde bir yüksek kaldırımdaki garılarnan halvet olup üzerine halka tatlıları çifter çifter yerken Müslümanlığı aklına gelmiyor da şimdi mi Elhamdürillah Müslüman oldu, gösteriş peşinde oğlum o dümbük!” diye sakin ve sevecen bir şekilde yanıtladı yılların ustabaşısı Gazanfer ağa.
 
“Girişteki demir kapıyı boyayacaz, yevmiyemizi alacaz. Bitti gitti. Ötesini berisini düşünme sen. Hem parası da diğer işlerden iyi, ben seni düşündüğümden ısrar ediyorum, yoksa Tarlabaşı’ndan iki dakikada bulurum ecnebi bir ırgat, sen bilirsin” diye de ekledi.
 
Cemil kenara attığı parayı düşündü, birkaç haftadır kesat olan işleri düşündü. Üstelik şeker bayramına da az kalmıştı, köye cebinde üç-beş kuruş daha fazla parayla gitse fena mı olurdu? Hem bir kere kilise kapısı boyamaktan ne zarar çıkardı ki? Kendini bile tam olarak ikna edememişti gerçi ama yine de huzursuzlana huzursuzlana “Tamam Gazanfer ağa, yaz beni, ben çalışacam” dedi.
 
“Yarın sabah altı gibi Unkapanı çarşısının önündeki otobüs durağına çık. Bizim İlyas alacak seni de pikaplan. Akşama kalmaz bitiririz işimizi zaten. Hadi kal sağlıcakla” diye buyurduktan sonra çayların parasını masaya bırakıp kahveden hızlıca çıktı Gazanfer ağa.
 
Florasan ışığın altında parlayarak iyice moraran, beş liralık banknotun bir yüzündeki Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın suretine dalgınlıkla bakarken okunan ikindi namazını geç de olsa farkedip ayak ayak üstüne atarak oturmayı bırakmış ve taburede doğrulurken iç çekerek “Aziz Allah şefaat ya Resulallah” demişti.
 
Yarın bir kilisenin dış kapısının demirlerini boyayacak ve yevmiyesini alacaktı. Gerisini düşünmemeye karar verdi.
 
 
Mithat Erdoğan
18 Eylül 2017 Pazartesi
Akaretler-Beşiktaş / İSTANBUL
 
 
Fotoğraf: Mithat Erdoğan
Leica Af-C1
Fuji C200
İstiklal Caddesi – Beyoğlu
 
4 Comments
  • Alper Gülersönmez
    Posted at 21:22h, 24 Haziran Cevapla

    Kalemine sağlık bu Mithat. Hikâyeyi yaşatan kalemine sağlık…

  • Betül Canpolat
    Posted at 21:46h, 24 Haziran Cevapla

    Keyifle okudum. Kaleminize sağlık 👏👏👏

  • Mithat Erdoğan
    Posted at 11:04h, 25 Haziran Cevapla

    Beğenmenize sevindim, çok teşekkürler.

  • Muhsin Topdağı
    Posted at 18:59h, 25 Haziran Cevapla

    Kalemine sağlık 👏

Post A Comment