Burcu Ertunç

1980 yılında Bursa’da doğdu. Türkiye’de İşletme, Londra’da Psikoloji Lisans ve Örgütsel Psikoloji Yüksek Lisans programlarını tamamladı.

Fotoğrafla ilk tanışması, 12 yaşındayken babasının fotoğraf makinesine duyduğu merakla başladı. 1999 yılında İFSAK’ta aldığı Temel Fotoğrafçılık eğitimiyle bu ilgisini derinleştirdi. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayıp sayısız ülke gezerek, kültürlerarası deneyimlerini fotoğrafın diliyle ifade etmenin yollarını aradı.

Paris’teki Spéos Photo Video CGI okulunda Profesyonel Fotoğrafçılık Programını tamamladı, ardından Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kamera Operatörlüğü Diploma Programı’ndan mezun oldu.

Psikoloji ve fotoğraf arasındaki ilişkiyi merkezine alan üretimlerinde, kimlik ve benlik yolculuklarına dair içsel hikâyeleri araştırıyor. 2021’den bu yana “kadının özü”nü sorgulayan uzun soluklu bir fotoğraf projesi üzerinde çalışıyor ve kurucusu olduğu stüdyoda reklam fotoğrafçılığı yapmayı sürdürüyor.

She was born in Bursa, Turkey. She completed her Bachelor of Business Administration in Turkey, followed by a Bachelor of Psychology and a Master of Organisational Psychology in London, England.

She began taking photographs with her father’s camera when she was 12 years old and took her first serious step into the world of photography by enrolling in the İFSAK Foundations of Photography training in 1999.

Living in different parts of the world and travelling to countless countries, she sought ways to express her cross-cultural experiences through the language of photography. She completed the Professional Photography Program at Spéos Photo Video CGI school in Paris in 2022 and subsequently graduated from the Photography and Camera Operation Diploma Program at Anadolu University in Turkey.

In her work, which centres on the relationship between psychology and photography, she explores inner narratives about journeys of identity and self. Since 2021, she has been working on a long-term photography project that questions the ‘essence of womanhood’ and continues to work as an advertising photographer at the studio she founded.

KADIN HİKAYELERİ

Oysaki aynı başlamıştı yeryüzündeki hikâyemiz. Aynı mavinin altında hayaller kurmuş, aynı yeşilin gölgesinde soluklanmış, aynı kırmızının sıcaklığında ısıtmıştık ellerimizi. Aynı korkularla geceye yenik düşmüş, aynı cesaretle sabaha uyanmıştık. İhtiyacımız olan şeyler de aynıydı: sevgi, anlayış ve kabul görmek. Bizi “insan” kılan ortak duyguların denizinde yol arkadaşıydık.

Ne zaman ve nerede ayrı düştük, ne zaman unuttuk aynıdaşlığımızı? Ve ne vakit korkar olduk ayrıdaşlığımızdan? Ruhlarımız ne zaman prangalandı da “biz kadınlar” olarak sürgüne gönderildik? Ne zamandır yaşıyoruz bu görünmez zincirlerle?

Yaralı ruhlarımızın asırlık acısı hangi birimle ölçülebilir, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Artık bu prangalarla yaşayamadığımız.

Bu sergi, unutulan kadınlık hafızasına bir yolculuk. Toplumsal rollerin, tanımların, kalıpların arasından sızan bir sesleniş… Bize unutturulanı hatırlamak, susturulana yeniden ses vermek, “biz kimiz” sorusunu yeniden sormak için bir davet.

Zaman, zincirleri kırma zamanı. Zaman, kadının özüne, kendi hikâyesine dönme zamanı. Zaman, birlikte hatırlama, birlikte yeniden yazma zamanı. “Kadın Olmak (Woman-Being)”, kadınların ortak hafızasında yankılanan bir özgürleşme çağrısıdır. Bir yüzleşme, bir hatırlama ve yeniden doğuşun sessiz ama güçlü diliyle…

WOMAN-BEING

Yet our story on earth had begun the same way. We had dreamt under the same blue sky, breathed in the shade of the same green, warmed our hands in the same red warmth. We had succumbed to the night with the same fears, awakened to the morning with the same courage. What we needed was also the same: love, understanding and acceptance. We were companions on the sea of shared emotions that made us ‘Human’.

When and where did we drift apart? When did we forget our sameness? And when did we become afraid of our otherness? When were our souls shackled and we, as women, sent into exile? How long have we been living with these invisible chains?

I do not know what unit can measure the ancient pain of our wounded souls. But I do know one thing: we can no longer live with these shackles.

This exhibition is a journey into the forgotten memory of womanhood. A cry that seeps through social roles, definitions, and patterns… An invitation to remember what we have been made to forget, to give voice to what has been silenced, to ask again, ‘Who are we?’

It is time to break the chains. It is time for women to return to their essence, to their own stories. Time to remember together, to rewrite together. ‘Woman-Being’ is a call for liberation echoing in the collective memory of women. A confrontation, a remembrance, and a rebirth in a quiet but powerful language…

Cadı (Witch)

Cadı

Müjgan, Bodrum’un ışığında kök salmış bir ruh. Onunla pilates hocalığımı yaptığı dönemde tanıştık, ama bağımız bedenlerden öteye geçti. Astrolojiden, şamanizmden, geçmiş yaşamlardan, bu hayattaki sınavlarımıza kadar uzanan sohbetlerimiz, bizi zamandan ve mekândan bağımsız iki ruh yoldaşına dönüştürdü. Müjgan, hayatı özgürce deneyimleyerek kendini iyileştiren bir şifacı ve enerjisiyle etrafındakileri dönüştüren bir cadı.

 Witch 

Müjgan is a soul rooted in the light of Bodrum. I met her when she was my Pilates instructor, but our connection went beyond the physical. Our conversations spanning astrology, shamanism, past lives, and the trials of this life transformed us into two kindred spirits, independent of time and space. Müjgan is a healer who mends herself by experiencing life freely, and a witch who transforms those around her with her energy.

Savaşçı (Warrior)

Savaşçı

Anne-Laure, Paris’te yaşayan bir akademisyen, bir anne, bir savaşçı. Onunla yıllar önce, ikimiz de Londra’da yaşarken tanışmıştık. Zaman geçti; Paris’te bir kahve buluşmasında, varlığından bile haberdar olmadığım oğluyla tanıştım. Sonra, onların evinde geçirdiğim iki ay boyunca, hamileyken terk edilmesiyle başlayan zorlu sürecin içindeki gücü yeniden buluş ve içindeki savaşçıyı uyandırma hikâyesine tanıklık ettim.

 Warrior 

Laura is a warrior—an academic, a mother based in Paris. We first met years ago when we were both living in London. Time passed, and during a coffee meetup in Paris, I was introduced to her son, whose very existence I had been unaware of. Later, over the two months I spent at their home, I witnessed the story of how she rediscovered her strength and awakened the warrior within, in the face of the difficult journey that began when she was left alone while pregnant.

Kararlı (Tenacious)

Kararlı

Amy, Paris’e ve Eyfel Kulesi’ne âşık bir Amerikalı. Bir maraton koşucusu, bir fotoğrafçı adayı, bir hayalperest. Onunla Paris’teki École de Photographie’de sınıf arkadaşıydık. En büyük hayali, Eyfel Kulesi’ni gece gündüz izleyebileceği bir evde yaşamaktı. Fakat kısa süre sonra, bu hayalinin manzarası dev bir inşaat iskelesine dönüştü. Paris’teki ilk iki yılını ev sahibi ve emlakçıyla süren zorlu bir hukuki mücadele içinde geçirdi. Ama o, koşmayı da fotoğraf çekmeyi de hayal kurmayı da bırakmadı. Ve şimdi, Eyfel Kulesi’ni gerçekten görebildiği bir evde keyifle yaşıyor.

Tenacious 

Amy is an American in love with Paris and the Eiffel Tower, and is a marathon runner, an aspiring photographer, and a dreamer. She was my classmate at the École de Photographie in Paris. Her biggest dream was to live in a home where she could watch the Eiffel Tower day and night. But soon the view from that dream became a giant construction scaffold. She spent her first two years in Paris in a difficult legal battle with her landlord and the realtor. But she never stopped running, never stopped taking photographs, never stopped dreaming. And now she lives happily in a home where she can truly see the Eiffel Tower.

Becerikli (Resourceful)

Becerikli

Nete, Danimarkalı bir eş, üç çocuk annesi, bir denge ustası. Evlendikten sonra eşiyle birlikte iki çocuğuyla uzun bir süre Londra’da yaşadılar. Üçüncü çocukları bir yaşına geldiğinde, Kopenhag’da hayallerindeki evi yaptırırken kısa bir dünya turuna çıktılar ve evleri tamamlanana kadar bahçelerindeki küçük bir karavanda yaşamaya devam ettiler. Londra’da yaşadıkları dönemde, ilk çocukları Vera’nın bakıcılığını yaparken hayatlarının yakın şahidi oldum. Nete, nerede olursa olsun dengesini koruyabilen, aynı anda birçok işe ve insana bir sihirbazın ustalığı, bir azizin sakinliğiyle yetişebilen bir kadın. Ailesi, dostları, iş arkadaşları ve komşuları için her zaman sağlam bir dayanak.

Resourceful 

Nete, a Dane, a wife, a mother of three, a master of balance. After marrying, she and her husband lived with their two children in London for a long time. When their third child turned one, they took a short world tour while building their dream home in Copenhagen, and until it was finished, they continued to live in a small caravan in their garden. During their time in London, while caring for their first child, Vera, I became a close witness to their lives. Nete is a woman who can maintain her balance anywhere, attending to multiple tasks and people simultaneously with the skill of a magician and the calm of a saint. For her family, friends, colleagues, and neighbors, she is always a steadfast support.

Gizemli (Misterious)

Gizemli

Jülide, birkaç yıl önce babasını kaybetmiş genç bir Türk kadını. Geleneksel bir ailede büyürken, kendisinden beklenen seçimlerle hayata uyumlanmış; zeki, yetenekli ama iç dünyasında fırtınalar taşıyan biri. Onunla, babasının ölümünden sonra bastırdığı duygularını ve tutkularını yeniden keşfetmeye çalıştığı bir dönemde tanıştık. Kendini bulma yolculuğuna ben de dahil oldum; birlikte İngiltere, İskoçya ve İrlanda yollarına çıktık. Bazen konuşarak, bazen de sessizce aynı sisli dağlara bakarak anlattık birbirimize benzer hikâyelerimizi.

Mysterious 

Jülide is a young Turkish woman who lost her father a few years ago. She grew up in a traditional family, adapting to life by making the choices expected of her—intelligent, capable, yet someone who carries storms within her inner world. I met her during a time when she was trying to rediscover the emotions and passions she had suppressed after her father’s death. I became part of her journey of self-discovery; together, we took to the roads of England, Scotland, and Ireland. Sometimes speaking, sometimes gazing in silence at the same misty mountains, we told each other our own similar stories.

Bağımsız (Indipendent)

Bağımsız

Sabrina, Afrika kökenli babasını genç yaşta kaybetmiş ve uzun süre alkolik olan Fransız annesiyle büyümek zorunda kalmış bir kadın. Onunla, annesini iyileştirmeye çalışan bir doktor olmaktan vazgeçip kendi yolunu aramaya çıktığı Londra’da aynı evde kalırken tanıştık. Yıllar sonra Paris’teki dairesinde beni misafir ettiğinde, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk okuyan, yıllarca garsonluk yaptıktan sonra hukuk alanında çalışmaya başlamış, yalnızlığını bağımsızlığa dönüştürerek kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmuştu artık.

Independent 

Sabrina is a woman who lost her father of African origin at a young age and grew up caring for her French mother, who struggled with alcoholism for many years. I met her in London while we were living in the same house, at a time when she had given up her dream of becoming a doctor, once motivated by a desire to heal her mother, and had set out to find her own path in life. Years later, when she hosted me in her apartment in Paris, she had become a woman standing firmly on her own feet. She was studying law at Sorbonne University, had worked for years as a waitress before beginning her career in law, and had transformed her loneliness into independence.

Kırılgan (Fragile)

Kırılgan

Hong, genç bir Çinli kadın. Üniversitede finans okumuş ve bir süre bu alanda çalıştıktan sonra, 30’larında, tüm toplumsal ve ailesel baskılara rağmen tutkularının peşinden gitmeye karar verdi. Uzun yıllar savaştığı depresyona rağmen, hayali olan fotoğrafçılık eğitimini almak için Çin’deki kasabasından Paris’e taşındı. Onunla Paris’teki fotoğrafçılık okulunda sınıf arkadaşıydık. Başlangıçta Woman-Being fotoğraf projemi konuşmak için kurduğumuz diyalog, zamanla hayat deneyimlerimizi, depresyon hikâyelerimizi, korkularımızı, umutlarımızı ve hedeflerimizi paylaştığımız bir arkadaşlığa dönüştü. Bu arkadaşlık, onun içindeki, herkesten ve hatta kendisinden bile sakladığı kırılgan çocuğu görme, anlama ve kabul etme sürecine evrildi.

Fragile 

Hong is a young Chinese woman. She studied finance at university and worked in the field for some time before, in her thirties, deciding to follow her passions despite strong social and familial pressure. Despite having struggled with depression for many years, she moved from her hometown in China to Paris to pursue her long-held dream of studying photography. We were classmates at a photography school in Paris. What began as a conversation about my Woman-Being photography project gradually turned into a friendship in which we shared our life experiences, stories of depression, fears, hopes, and aspirations. Over time, this friendship evolved into a process of seeing, understanding, and accepting the vulnerable child within her—one she had previously hidden from everyone, including herself.

Güçlendiren (Empowering)

Güçlendiren

Anya, İngiltere’de yaşayan Ukraynalı bekar bir anne. Onunla, o anne olmadan çok önce, Londra’da psikoloji eğitimi alırken tanışmıştık. Yıllar sonra, yıllardır çok istediği anneliğini kutlamak için Birmingham’daki evinde onu ziyaret ettim. Otizmli oğlu, iki köpeği ve bir kedisiyle birlikte yaşıyor. Klinik psikolog ve engelli çocuklar konusunda uzman. Hayatla hem maddi hem manevi olarak tek başına mücadele ediyor, ama en önemlisi bundan şikâyet etmiyor. Çevresindeki insanları güçlendirmek, onun bu hayatta kendisi olma yolunun bir parçası.

Empowering 

Anya is a single Ükrainian mother living in England. I met her long before she became a mother, when we were both stüdying psychology in London. Years later, I visited her in her home in Birmingham to celebrate the motherhood she had wanted for so long. She lives with her son, who has aütism, her two dogs, and a cat. She is a clinical psychologist and a specialist in children with disabilities. She battles throügh life alone, both materially and spiritüally, büt most importantly, she doesn’t complain aboüt it. Empowering the people aroünd her is part of her way of being herself in this life. 

Azimli (Determined)

Azimli

Ebru, yıllardır romatoid artrit hastalığı ile mücadele eden bir Türk kadını. Rahatsızlığı nedeniyle hayatını ve hayallerini bir köşede bekletti; iki buçuk yılını yatağa bağlı geçirdi. Modern tıbbın tedavi yöntemlerinden saparak, kalbinin sesini dinleyip kendi araştırıp uyguladığı sağlıklı beslenme yöntemleriyle, doktorları bile şaşırtacak hızla ayağa kalktı ve hayallerine doğru tekrar yürümeye başladı. Onunla dostluğumuz, kendi sağlığımın peşine düştüğüm Uzak Doğu anılarımızı paylaşmamla başladı. İyileşme yolculuğunun tüm detaylarını, onu hasta eden her şeyden ayrışıp Kaz Dağları’nda küçük bir köyde inşa ettiği taş evinde dinledim ve baştan yarattığı hayatına tanıklık ettim.

Determined 

Ebru is a Turkish woman who has been battling rheumatoid arthritis for years. Her condition forced her to put her life and dreams on hold; she spent two and a half years bedridden. Straying from modern medical treatments, she listened to the voice of her heart, researched, and applied her own methods of healthy nutrition. She got back on her feet at a pace that even surprised her doctors, and began walking once more toward her dreams. Our friendship began when I shared my memories of traveling to the Far East in pursuit of my own health. I listened to every detail of her healing journey in the stone house she built in a small village in the Kaz Mountains, after distancing herself from everything that made her ill, and I witnessed the life she recreated from scratch.

Aykırı (Anomalous)

Aykırı

Sinem konuşunca bana söz kalmadı.

“Kadının hikâyesi kendi başına yazılmadı hiç. Başka kadınların hikâyeleri oluşturdu içimizdeki kadını: annemiz, büyükannemiz, halamız, belki komşumuz Ayşe Teyze. Çünkü kadın uyumu severdi; doğayla uyumu, döngüyü. Ama içimizdeki kadını bulma yolculuğuna çıktığımızda yalnızlaştık, aykırılaştık. O zaman zıtlıklar başladı işte. Amaç bu değildi oysaki. Ama mücadele etmek zorunda bırakıldık. Esasında tek isteğimiz uyumlanmaktı. En büyük zıtlık da bu değil mi? Ben bir anne, eş, gelin, kız evlat olmamayı seçtim. Aykırı olmak için değil, kadın olmayı kendim öğrenmek için. Yeşil çimenlere, ilkelliğime, doğaya bıraktım kendimi kadınlığa dönüş yolculuğumda”.

Unconventional 

When Sinem spoke, I had nothing left to say.

“A woman’s story has never been written by herself alone. The woman within us is shaped by the stories of other women: our mother, our grandmother, our aunt, perhaps even Ayşe Teyze, the neighbor next door. Because women have always sought harmony—harmony with nature, with cycles. But when we set out on the journey to find the woman within us, we became lonely, we became outsiders. That is when the opposition began. Yet this was never the goal. Still, we were forced to struggle. In truth, all we ever wanted was to belong in harmony. And isn’t that the greatest contradiction of all? I chose not to be a mother, a wife, a daughter-in-law, or a daughter. Not to be rebellious, but to learn what it means to be a woman on my own terms. I surrendered myself to green grass, to my primal self, to nature, on my journey back into womanhood.”