You are currently viewing Mutlu Ölen Ruhlar

Mutlu Ölen Ruhlar

Bugün bu sokakta heykeli dikilmiş bir çiçekçiyim. Her gün ayrı birinizle karşılaşıyorum. Her birinizden apayrı şeyler öğreniyorum. Dışarıdan cansız, hiçbir işe yaramayan, öylece duran bir taş parçası gibi dursam da aslında ben de sizler gibiyim. Tek farkımız ise siz yaşayanlardansınız, ben de ölenlerdenim.

Sizler gibi düşünebiliyorum, izliyorum, hatta hayal bile kuruyorum. Büyük ihtimalle şu an bu söylediğim şey sizlere çok garip geliyor. Yaşadığım zaman süresince, yani ben de sizler gibi canlı iken, böyle bir şeyi düşünmezdim. Kim düşünebilirdi ki…

Cansız varlıklara böyle özellikler yüklemek ne kadar akıllıca kalırdı tahmin edebilirsiniz. Hele ki yaşayanlar dünyasında bunu dile getirmek delilik olurdu. 

Sizleri anlayabiliyorum, önceden ben de bir yaşayandım. Kendimi sırf bu yüzden açıklama gereği duydum. Bu inanılacak gibi bir şey değil fakat imkansız da değil.

İnsanların tabiriyle sadece taş parçası olsam dahi ruhum hala benimle.

İnsanlar bilmez lakin mutlu ölen ruhları tabutlara hapsedemezsiniz. Bu ruhlar her zaman mutluluk için konuldukları kabın şeklini almak yerine, o kaptan taşarlar.

Ben de kaptan taşma örneğinden biriyim işte. Ruhumun mutlu iken bedenimden ayrılması, beni çoğu ölenlerden farklı kılan şey oldu.

Yaşarken yaptığım iyilikten kaynaklı, halkın görebileceği bir yerde benim bir heykelim olmasını istediler. Bana benzetebilmek için bir heykel ustasıyla anlaştılar. Ustanın taşa vurduğu ilk darbelerde yavaş yavaş ruhum ortaya çıkmaya başladı. Her darbede sanki insan olmaya biraz daha yaklaşıyordum ve aynı şekilde de insan olmaktan bir o kadar uzaklaşıyordum. Çok garip bir histi. Sanırım tarifini ne ben anlatabilirim, ne de siz anlayabilirsiniz. Usta beni tamamlamak için saatlerini, günlerini vermişti. En son sadece ağzıma şekil vermesi kalmıştı. Şekil vermek için her dokunuşunda heyecandan kıpır kıpır oluyordum. O an elimden gelse ayaklarımı hareket ettirip koşacaktım bile.  

Ağzımı yaptığı sırada konuşabilmeyi o kadar çok ümit etmiştim ki. Sonuçta bir ruhum, bir vücudum vardı.  Gerekli olan her şeyim mevcuttu. Başka ne gerekliydi ki… 

Tabii, işin gerçek ve üzücü yanını benim için “İşte oldu!” dediğinde anladım. Bana bahşedilen bir güzellik vardı lakin bu güzelliği söyleyebilecek bir sesim yoktu. İnsanları uyarabilecek, kendimi açıklayabilecek bir sesim yoktu. Bu sadece bana hediyeydi. Söylersem sırrı kaçacak bir hediyeydi.

Dünyada benim gibi kaç tane vardır bilmiyorum. Umarım, mutlu ölen ruhlardan daha çok vardır…

Geldiğim dünyada insanlar acıya meyilli bir hayat sürüyorlardı, mutlu ölmek onlar için en zorlandıkları şeylerden biriydi bile denebilirdi. O kadar sefil haldelerdi ki içlerinde gülmeyi unutanlar dahi vardı. Onlardan, kendilerine ayıracakları zamandan feragat etmeleri isteniyordu. Aslında, mecbur bırakılıyorlardı. Sonucunda da insanlar mutsuzlaşıyordu. 

Kalbini güzel tutmaya çalışan her insan, kırılma noktasını iliklerine kadar yaşıyordu. Hayatta hak etmedikleri şeyleri karşılık olarak alıyorlardı. Bütün bunlar olurken de onlara şöyle söyleniyordu:

”Her şeye rağmen mutlu olmanız gerekiyor.” 

Dile gelen en kolay cümle buydu. Ne kadar adil bir beklenti değil mi? Yaşamımız boyunca bizlere mutlu olmamız gerektiğini söyleniyordu ama kimse nasıl olunacağını öğretmiyordu. Hep bizlerden yani bu sefil hayata mahkum edilenlerden bu bekleniyordu…

Yaşamda var olan acıların insanı güçlendirdiği kadar dibe batırma etkisi de vardır. Seçilim örneği gibi de görebiliriz bunu. Kural basittir: 

Kendine bu konuda inanan ve mutluluğu isteyen kazanır. 

Tam bir yarış örneği: Hayatta mutlu kalmak isteyenler anlık dahi olsa yapılanları sineye çekerlerse ve yollarına devam edebilirlerse kazanırlar.

Aslına bakarsak tüm bu süreçte kendi gücünün farkına varabilenler, ayağa kalkıyorlar. Mutluluğa bir adım daha yaklaşıyorlar. Düşüp sürekli başkasının yardımıyla kalkanlar da her defasında bu sefil hayata aynı yerden başlıyorlar. Çünkü mutluluk başkasının eline sunulan bir şey asla olmadı.

Benim hikayemde ise mutluluğu aramaktan ziyade yaşadıklarıma rağmen mutlu kalabilmek vardı. Mükafatı olarak da sizler gibi olmam verildi. Ceza mıdır, hediye midir işte orası tartışılır. 

Merhabalar,

İlk yazım yayınlandıktan sonra aldığım tepkilerin hepsi birbirinden güzeldi ve bir o kadar kıymetliydi. Bunun için okuyan, dinleyen herkese teşekkür ederim.

Bu fotografı çektiğim zaman gerçekten hayatımın en mutlu zamanlarından biriydi. Biraz da bundan kaynaklı bir yazı yazmak istedim.

Umarım beğenirsiniz. Şimdiden herkese teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın ve bol bol gülümsemeyi unutmayın.

Melek DOĞAN

İletişim: [email protected]