Tanrıçaya adanmış bir kent: APHRODISIAS
16419
post-template-default,single,single-post,postid-16419,single-format-standard,bridge-core-2.1.3,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.0,qode-theme-bridge,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.1,vc_responsive,elementor-default,elementor-kit-5
Tanrıçaya adanmış bir kent: APHRODISIAS

Tanrıçaya adanmış bir kent: APHRODISIAS

Türkiye’nin güneybatısında antik dönemde Karia olarak adlandırılan bölgenin sınırları içerisinde yer alan Aphrodisias Antik Kenti günümüzde Aydın ili Karacasu ilçesinin Geyre köyünde bulunmaktadır. Kentin yerleşim tarihi M.Ö. 5000 yıl öncesine kadar gitse de günümüze kalan kalıntıların çoğu Roma İmparatorluk ve erken Bizans dönemine aittir. Kentin kuzeydoğusunda bulunan Babadağ eteklerinde yer alan mermer yataklarının zenginliği kenti heykel sanatı konusunda bir merkez haline getirmiştir. Kentteki heykeltıraşlık okulu M.Ö.1 ile M.S.5. yüzyıl arasında üretime devam etmiştir. Aphrodisias sunumu ve eserlerin güzelliği ile Roma dönemine ait en iyi kentlerden birisidir. 4. ve 7.yüzyılda meydana gelen büyük depremlerde ciddi zararlar gören Aphrodisias zamanla önemini yitirmiştir. Küçük bir kasabaya dönen kent M.S. 12. yüzyılda tamamen terk edilmiştir. 2017 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir.

Kente adını veren tanrıça Aphrodite Yunan Mitolojisi’nde güzellik ve aşkın tanrıçası olarak bilinmektedir. Kentte yapılan kazılarda Aphrodite kült heykelinin mermer bir kopyası olduğu düşünülen bir heykel bulunmuştur. Bu heykel bize bu kentte, alışılagelmiş güzelliğin ve aşkın tanrıçası olan Aphrodite’ye değil, İştar, Asterte ve Kybele ile birlikte Aphrodite kültlerinin birleşmesinden oluşan doğa ve bereketi simgeleyen yerli Anadolu tanrıçası  geleneğinin devamını temsil eden Aphrosias’ın Aphrodite’sine tapınıldığını göstermektedir. Aphrodisias ismi ilk olarak M.Ö 2.yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Aphrodite’nin soyundan geldiklerine inanan Roma İmparatorları her zaman kente özel ilgi göstermiş ayrıcalıklar vermiştir.

Aphrodisias’a geldiğinizde büyükçe bir meydan sizi karşılamaktadır. Bu meydanda erken dönem kazılarında bulunmuş olan ve depolardan çıkartılarak oluşturulmuş olan bir sergileme göreceksiniz. Tiyatro Maskeleri ve bereketi simgeleyen Girlandlardan oluşturulmuş  friz duvarında, her biri birbirinden farklı yüzler ile tiyatroda oynanan roller simgelemektedir.

Meydandan sol tarafa devam ettiğinizde M.S. 1.yüzyılda inşa edilmiş olan Aphrodite ve Roma İmparatorlarına ithaf edilmiş Sebasteion yapısını görebilirsiniz. Roma imparatorları tasvirleri ve Yunan mitolojisinden sahnelerin olduğu kabartmalarla süslü olan bu tapınağın bir kısmı tekrar ayağa kaldırılmış ve kabartmalar müzede özel bir salonda sergilenmektedir.  Yolumuza devam ettiğimizde yamaca dayalı şekilde inşa edilmiş tiyatro yapısını gezebilirsiniz .Tiyatronun olduğu bölümde bulunan tepeden Agora’yı görmek mümkün. Agora yapıları şehrin pazarının yer aldığı halkın biraraya geldiği etrafı stoalarla çevrili görkemli kamusal alanlardır. Aphrodisias Agora’sının en ilgi çekici yapısı ise alanın ortasında bulunan havuzudur. Yağmur sularını kontrol edebilmek ve kamusal alanın görkemini artırmak için bu büyüklükte bir havuz yapıldığı düşünülmektedir.

Patikadan aşağı doğru indiğinizde Bazilika kalıntılarının olduğu alandan geçerek Hadrian Hamam yapısına varabilirsiniz Hadrian döneminde inşa edilmiş yerden ıstımalı bu hamam yapısında çok sayıda iyi kalitede heykel yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunmuştur. Bu alandan bir miktar yürüdükten sonra Meclis binası olarak kullanılan kentin ileri gelenlerinin kent hakkında kararlar aldığı Bouleuterion’a ulaşacaksınız. Üstü örtülü olan bu yapıda geç dönemlerde ufak etkinlikler ve dinletilerin yapıldığı düşünülmektedir. Şehir meclisinin hemen arkasında heykeltraş atölyelerinin olduğu bir grup yapı bulunmuştur. Aphrodite tapınağının hemen yanında olan bu yapıda yapılan kazılarda çeşitli boylarda yüzlerce heykel ve parçaları bulunmuştur.

Meclis binası ve heykeltraşlık atölyelerini geride bıraktığımızda devasa sütunlarını görebileceğiniz şehrin en önemli yapısı olan Aphrodite Tapınağı’nı görebilirsiniz. M.Ö. 1. yüzyılın sonlarında Zoilos tarafından inşa edilmiş. M.S. 6.yüzyılda yapı genişletilerek kiliseye çevrilmiştir. Kilise binasının inşa edilmesi sırasında yapılan genişlemede tapınağa ait sütunlar kullanılmış ve duvarların yerleri değiştirilmiştir. Ayrıca yapının giriş yönü de doğudan batıya alınmıştır. Kilise M.S. 1200’lerde Aphrodisias civarındaki bölgenin Selçuklular tarafından fethedilmesine dek kullanımda kalmıştır.

Aphrodite Tapınağı’ndan patikayı takip ederek iyi korunmuş durumda olan Stadion yapısını görmek mümkün. Roma döneminde İmparatorluk adına spor musabakalarının, hayvan ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığı bu yapı 270m uzunluğundadır.

Son olarak şehrin anıtsal  Tetrapylon yapısı karşımıza çıkıyor. M.S. 2.yüzyılda inşa edilen, 16 sütuna sahip özenli işlemelerin olduğu bu yapı Aphrodite’nin kutsal alanına giriş kapısı olarak kullanılıyor. Yapının alınlık kısımlarında akhantus yaprakları arasında avlanan Eros ve Nike betimlemelerini görmek mümkündür. Anastylosis çalışması ile ayağa kaldırılan bu yapı günümüzde bir sembol olarak Aphrodisias Antik Kentini temsil etmektedir.

Aphrodisias diyince benim aklıma üç isim gelmektedir Bu kent için emek harcamış bu üç ismin ilki Antik dönemlerde yaşamış olan şehrin önde gelen isimlerinden Zoilos’dur. Bu şehirde doğmuş daha sonrasında kaçırılarak köle yapılmış bir isim. Ceaser’a kölelik yaptıktan sonra ölümünden sonra Roma İmparatoru  Augustus tarafından azad edilmiş ve Aphrodisas’a gelerek şehrin inşaasından bizzat sorumlu olmuştur.Tiyatro’da bulunan bir yazıtta Ceaser’ın bölge yöneticisine gönderdiği mektupta Zoilos ile yakın dostluklarının olduğuanlaşılmakta ve “Tüm Asya içerisinden bu şehri seçtim kendime. Oranın halkının kendi hemşehrilerim gibi korunmasını istiyorum” dediği bilinmektedir. İkinci isim, Ara Güler. 1958 yılında Kemer barajı açılışının fotoğraflarını çekmek için geldiği bölgede havanın kararması ile gece şoförü ile yolda kaybolmaları sonucu geceyi geçirmek üzere Geyre’ye geliyorlar. Gece karanlığında nasıl bir yerde olduğunu anlamya çalışan Ara Güler sabah uyandığında antik bir kentin içerisinde olduğunu farkediyor ve yanında kalan filmler ile Antik kalıntıları ve köy yaşamını fotoğraflayarak Aphrodisias’ın dünyaca tanınmasını sağlıyor. Üçücü ismimiz ise Aphrodisias’ta ilk modern kazıları başlatan ve ölümüne kadar devam ettiren Prof.Dr. Kenan Erim. Aphrodisias’a ömrünü adayan Kenan Erim 1990 yılında vefat ettiğinde alınan özel bir izinle Aphrodisias’a defnedilmiştir.

Başladığımız nokta meydana geri geldiğimizde Geyre köyünden kalma birkaç yapıyı hala görmek mümkün. Aphrodisias’a ait en iyi heykel örneklerini görmek için müzeye girmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca müzenin karşısında bulunan anı salonunda Ara Güler’in çekmiş olduğu fotoğrafları ve Kenan Erim’e ait eşyaları görmeden dönmeyiniz.



No Comments

Post A Comment